Kayıtlar

güneş kuzeyde batmıyor be bülend abi

Resim
bilindik geleneksel heyecanımızı yine yaşamış bulunduk; mısır patlağı ve cips eşliğindeki ortamımız eurovisionda ara ara gösterilen sevinç yumağı evlerle de kapışırdı hani. bol göbek ve mayışma artı puan getirirdi belki(not: bende yok tabi göbek: )bir ara 4-5 inci sıralarda dolaşırken ve bütün tivelf pointslerin hans diyarına gitmesinin üzüntüsüne gark olmuşken "ee biz de kazanmış sayılmadık mı?" uğultusuyla kaybolan heyecanımızı geri kazandık. sonlara doğru 2.liği de almamızla tam bir türk gecesi(heyecan lazım da biraz) oldu sanırım.  bütün şarkıların tamamını dinleme fırsatım olmadı ama, 2 tur olarak melodilerini dinleme şansım oldu. favorilerim türkiye, almanya ve ermenistandı; ki ilk iki tercih isabetli olsa da ermenistan bir hayli geride kaldı.  geceyi benim için en güzel ve pek tabi geleneksel kılan unsur ise bülend abimiz: puanlamalar boyunca azerbaycanla paslaşmamızı görmezden gelip, puanları birbirine veren komşu ülkelere sinirlenme huyu bildiğimiz gibi; lakin o kada...

harmandalı

Resim
yıllar önce kayseri semalarında ufak bir işyerim vardı. Sabahın henüz karga ve bok ilişkisini kurabileceğiniz bir zamanında dükkanımı açmış ve içeride temizlik yapıyordum. Temizliğimi bitirip çayımı da söyledikten sonra bir cigara tellendirme zamanı geldiğinde müzik cd lerimi karıştırıp sabah keyfi yapmak aklıma gelmişti. Laço Tayfa'nın gözüm gibi baktığım bergama gaydası albümü aklıma takılıp bir el attım ve müzik setine koydum. Şimdi de elimde bu albüm hala o mis kokusunu koruyor zaten. Hemen albümde 5 numaralı şarkıyı açıp dedim ki kendi kendime "tellendir ibo" .5 numaralı şarkı o zamanlar daha denizlerin sekilerinde dolaşmayan bir virtüözün hayatında belki de en acayip soloları ile tarihe kazıdığı "harmandalı" idi. Hüsnü abim klarneti ile o girişi yaptıktan kısa bir süre sonra , kapıda bir amca belirdi , içeriye baktı ve girebilir miyim dedi. Amcayı dükkana aldım bir tabure verdim ve o da benim gibi bir cigara yaktı. Hiç konuşmadık sadece Hüsnü'nün klarn...

3 dakika üst üste

Resim
:)

asmak lazım kesmek lazım [27 mayıs 1960]

Resim
bugün 50.yıl dönümünu başbakanımızı astığımız tarihin. Asmakla bırakmayıp sonra uğruna anıt mezar yaptığımız , iade-i itibar yapmak için götümüzü yırttığımız Adnan Menderes'i devirme tarihimiz. Yassıda'da bilinmezliğe doğru iplere sallandırdığımız Türkiye'nin ilk güçlü muhalafetinin devrilişinin 50.yıldönümü. Yarım asır önce başlamış bu memlekette devrim bayramımız. Uzun süre de kutlayıp sonra askeri darbe ile kaldırdığımız o devrim bayramı. Halkın asker ile beraber sokaklara çıkıp asmak lazım kesmek lazım dediği tarihin üzerinden 50 yıl geçmiş. Darbelere karşı durmayıp sonrasında mızıklanmaya başlayalı tam 50 yıl olmuş. Halk olarak asker ne derse haklıdırın tekrarlanacağı garantisini vereli tam 50 yıl olmuş. Yıllardır her sıkıştığımızda yüce Türk askerinin bize çeki düzen vermesini beklemeye alışmamız var ya hah bu işte tam 50 yıl önce bugün başlamış. İnsanlara özgürlük verip , bol geldiğini anlamışız ya , o özgürlüğü biz öylesine 50 yıl önce vermişiz. Aslında uzat uzatabi...

ah be abrahamoviç

Resim
Herşey bir arkadaşımın telefonuyla başladı... Normal bir şubat(2009) günü İngiltere Berkhamstaddeki evimde otururken Solovak arkadaşım Peter aradı, heyecanlıydı: en sonunda Chelsea maçına bilet buldum alayım mı diye sordu, zaten her zaman İngilterede her maça gitmeye hazır biri olarak hemen tamam dedim. Peter Chelsea taraftarıydı. uzun zamandır maça gitmek istiyordu. Fakat biletler altın, gümüş( Fb deki gibi) üyelerin ve kombinelerin de olmasıyla hiçbir zaman kalmıyordu. Chelsea çok başarılı değildi o sezon. Ronaldo'lu Manchester fırtınası esiyordu o zamanlar. Bir de bilet diğer biletlerden daha ucuzdu, bir gariplik vardı. Biletler 40-50 paund civarıyken bu bilet 22 paunddu. Kısacası Türkiyedeki büyük takımlardan birinin bileti kadar. Ee daha iyi ya işte ucuz bilet! Başka yol da yoktu zaten hepsi tükenmişti. Hiç düşünmeden aldık biletleri. Ne de olsa Abrahamoviç güvencesindeydik, ne de olsa Lampard'ı izliyecektik. Ne olabilirdiki... Biletleri internet üzerinden aldık, birkaç g...

3.[beetle juice]

y ıllar öncesinin çocukluk kahramanın akıllara tekrardan düşmesi, hele bir de '88 etiketini görünce çığlık atarak zamanın akışına hayretler ederek. çok yaşa sen turkish beetle juice meoezcan ! şarkının orjinali: Jump In The Line - Harry Belafonte

....

yaşamak tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek;hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak;herkesten daha çok,daha kuvvetli yaşadığını,bir an'a bir ömür kadar çok hayat doldurdugunu bilerek yaşamak..ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın olduğunu düşünerek,onu bekleyerek yaşamak...  - kürk mantolu madonna -